Facebook

Twitter

Copyright 2018 – 2019 Tüm Hakları Saklıdır.
Wonderia Reklam

8:30 - 18:00

Çalışma Saatlerimiz Pzt. - Cuma.

0312 441 76 31

Bizimle İletişime Geçin

Facebook

Twitter

Menu
 

OLASI KAST-BİLİNÇLİ TAKSİR AYRIMI

Bilgi Hukuk > Bilgihukuk  > OLASI KAST-BİLİNÇLİ TAKSİR AYRIMI

OLASI KAST-BİLİNÇLİ TAKSİR AYRIMI

OLASI KAST-BİLİNÇLİ TAKSİR AYRIMI

            Bu yazımızda, günümüzde hukukçuların sık karşılaştığı ve cezanın tayininde çok önemli olan iki kavramdan bahsedeceğiz. Hukuki tanımları rahatlıkla yapılabilen ancak uygulamada karmaşıklığa sebep olan olası kast ve bilinçli taksir arasındaki ayırt edici hususları konu alıyoruz.

KAST:

1- Doğrudan Kast:

            TCK m. 21/1’de “Suçun oluşması kastın varlığına bağlıdır. Kast, suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesidir.” Şeklinde tanımlanmıştır. Failin işlediği suçun maddi unsurları hakkındaki bilgisinin mevcut olduğu, fiili işlemesiyle ortaya çıkan neticeyi öngörerek ve isteyerek hareket ettiği halde doğrudan kast söz konusudur.

            Bir suçun işlenmesi kararlaştırılmış, bu suçun kanundaki unsurları hakkında bilgi sahibi olunmuş, günlük hayat tecrübeleriyle netice öngörülmüş ve istenmiştir. Doğrudan kastta, fail yaptığı hareketin neticesini bilmekte ve bu neticenin meydana gelmesini istemektedir.

2-Olası Kast:

            TCK m.21/2’de “Kişinin, suçun kanuni tanımındaki unsurların gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen, fiili işlemesi halinde olası kast vardır.” Şeklinde tanımlanmıştır.

            Doğrudan kast ile karşılaştırıldığında, “istemenin” gerekli olmadığını, “bilme” unsurunun yerini ise yoğunlukla “öngörmenin” aldığını anlamaktayız.

            Fail hareketinin kanuni tipi gerçekleştireceğini biliyorsa doğrudan kasıtla hareket ettiğinin kabulü gerekmektedir. Yine failin hareketiyle hedeflediği doğrudan neticelerle birlikte, hareketin zorunlu veya kaçınılmaz olarak ortaya çıkan sonuçları da, açıkça istenmese dahi doğrudan kastın kapsamı içinde değerlendirilmelidir. Belli bir sonucun gerçekleşmesine yönelik hareketin, günlük hayat tecrübelerine göre diğer bir kısım neticeleri de doğurması muhakkak ise, failin bu sonuçlar açısından da doğrudan kastla hareket ettiği kabul edilmelidir.

            Olası kastı doğrudan kasttan ayıran diğer ölçüt; suçun kanuni tanımındaki unsurların gerçekleşmesinin muhakkak olmayıp, muhtemel olmasıdır. Fail, böyle bir durumda muhakkak değil ama, büyük bir ihtimalle gerçekleşecek olan neticenin meydana gelmesini kabullenmekte ve “olursa olsun” düşüncesi ile göze almakta; neticenin gerçekleşmemesi için herhangi bir çaba göstermemektedir. Olası kastta fiilin kanunda tanımlanan bir sonucun gerçekleşmesine neden olacağı muhtemel görülmesine karşın, bu neticenin meydana gelmesi fail tarafından kabul edilmektedir.

            Bir neticenin gerçekleşmesi için işlenilen eylemin sonucunda, başka neticelerin de oluşumuna muhtemelen sebebiyet verileceği öngörülebiliyorsa, oluşan diğer neticeler bakımından olası kast söz konusu olmaktadır.

            Olası kastta aslında ne bilme ne de isteme unsurları bulunmaktadır. Ancak failin oluşacak muhtemel neticeyi öngörebiliyor olması ve kabul etmesi halinde olası kasttan söz edilebilir. Çünkü olası kastta netice ne tam olarak istenmekte ne de kesin olarak bilinmektedir.

            Olası kast, failin neticenin gerçekleşmemesi adına özel bir çaba göstermemesi, “olursa olsun” düşüncesiyle hareket etmesinden kaynaklanır. Bu sebeple korunan hukuki değerler tehlikeye düşmekte ve failin doğrudan kast hükümleri kadar olmasa da cezalandırılması yoluna gidilmektedir.

            Sonuç olarak olası kastın varlığı için üç kriterin bulunması gerekmektedir;

*Failin, tehlikenin varlığını bilmesi gerekmektedir. Eğer tehlike halini bilmiyorsa, taksir hükümleri uygulanma alanı bulur.

*Fail tehlikenin gerçekleşebileceğini ciddiye almalıdır. Muhtemel neticenin oluşacağının öngörülebilmesi ve eyleme devam edilmesi gerekmektedir.

*Fail tehlikenin gerçekleşmesini kabullenmelidir. Oluşacak muhtemel neticeyi göze alması gerekmektedir.

TAKSİR:

1-Bilinçsiz (Basit) Taksir:

            5237 Sayılı TCK’nın hazırlanmasında esas alınan suç teorisinde “kanunda tanımlanmış haksızlık” olarak ifade edilen suç; kural olarak ancak kastla, kanunda açıkça gösterilen hallerde ise taksirle de işlenebilir. İstisnai bir kusurluluk şekli olan taksirde, failin cezalandırılabilmesi için mutlaka kanunda açık bir düzenleme bulunması gerekmektedir.

            TCK m. 22/2’de “Taksir, dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla, bir davranışın suçun kanuni tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesidir.” Şeklinde tanımlanmıştır. Aslında kasten işlenen suçların cezalandırılması gerekmektedir. Ancak kanun koyucu burada failin, dikkat ve özen yükümlülüğünü ihlali sebebiyle cezalandırılması gerektiğini düzenlemiştir. Burada asıl olan failin eylemini gerçekleştirirken, neticenin oluşacağını “bilme” ve “isteme” unsurlarının bulunmamasıdır.

            Dikkatsizlikte, davranışın meydana getireceği tehlike düşünülmez ve düşünülmeyen davranış sebebiyle netice ortaya çıkar. Özensizlikte, kişi bir davranışta bulunurken, yeteneği dikkate alındığında, yeterli çabayı göstermemesi sebebiyle tehlike meydana gelir.

            Taksirle işlenen eylemin haksızlık unsurunu, objektif özen yükümlülüğünün ihlali oluşturmaktadır. Taksirle gerçekleştirilen fiilin haksızlık özelliği, korunan hukuki değere ilişkin objektif özen yükümlülüğüne aykırı bir davranış olmasında tezahür etmektedir.

2-Bilinçli Taksir:

            TCK m. 22/3’de “Kişinin öngördüğü neticeyi istememesine karşın, neticenin meydana gelmesi halinde bilinçli taksir vardır; bu halde taksirli suça ilişkin ceza üçte birden yarısına kadar artırılır.” Şeklinde düzenlenmiştir. Fail dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranarak meydana gelebilecek suç teşkil eden neticeyi öngörmekte, ancak bu neticenin meydana gelmesini kesinlikle istememektedir. Bilinçli taksirle hareket eden fail şahsi yeteneğine, tecrübesine veya şansına güvenmekte, neticenin gerçekleşmeyeceği inancıyla hareketine devam etmektedir.

            Bilinçsiz taksirden söz edilebilmesi için neticenin öngörülebilir olması gerekli ve yeterli olmasına karşılık, bilinçli taksir halinde failin somut olayda ayrıca bu neticeyi öngörmüş olması da gereklidir.

            Kişi, belli bir vakıanın gerçekleşmesini muhtemel addetmekle beraber, bunun gerçekleşmesini arzu etmiyorsa, bilinçli taksirle hareket etmektedir. Fail neticenin meydana gelmeyeceğine yükümlülüklerine aykırı bir şekilde güven beslemektedir. Kişi yükümlülüklerine aykırı ve özensiz bir güven söz konusudur.

            Basit taksir ile bilinçli taksir arasındaki ayırt edici ölçüt; taksirde failin öngörülebilir nitelikteki neticeyi öngörmemesi, bilinçli taksir halinde ise bu neticeyi öngörmüş olmasıdır.

            Bilinçli taksirde gerçekleşen sonuç, fail tarafından öngörüldüğü halde istenmemiştir. Gerçekten neticeyi öngördüğü halde, sırf şansına veya başka etkenlere, hatta kendi beceri veya bilgisine güvenerek hareket eden kimsenin tehlikelilik hali, bunu öngörememiş olan kimsenin tehlikelilik hali ile bir tutulamayacaktır. Neticeyi öngören kimse, ne olursa olsun bu sonucu meydana getirecek harekette bulunmamakla yükümlüdür.

            Bilinçli taksir ile basit taksiri birbirinden ayıran hususlar kanun maddesinin gerekçesinde, “fiilin neticesinin failce fiilen öngörülmüş ve fakat istenmemiş olmasıdır. Bilinçli taksir halinde hükmedilecek ceza üçte birden yarısına kadar arttırılacaktır. Böylece bilinçli taksir, iş kazalarını, trafikte meydana gelen taksirli suçları önlemek bakımından caydırıcı etki yapacak ve suçların önlenmesinde yarar sağlayacaktır.”şeklinde açıklanmıştır.

            Taksirli suçlarda, gerek icrai, gerekse ihmali hareketin iradi olması ve meydana gelen neticenin öngörülebilir olması gerekmektedir. İradi bir davranış bulunmadığı takdirde taksirden bahsedilemeyeceği gibi, öngörülemeyecek bir sonucun gerçekleşmesi halinde de failin taksirli suçtan sorumluluğuna gidilemeyecektir.

            Öğretide ve yargı kararlarında taksirin unsurları;

a-) Fiilin taksirle işlenebilen bir suç olması,

b-) Hareketin iradiliği,

c-) Neticenin iradi olmaması,

d-) Hareketle netice arasında nedensellik bağının bulunması,

e-) Neticenin öngörülebilmesi, ancak bu neticenin fail tarafından öngörülmemesi

şeklinde sayılmıştır.

Olası kast ile Bilinçli Taksir Arasındaki Ayırt Edici Hususlar:

            Olası kast ile bilinçli taksir sıklıkla birbirine karıştırılan hukukumuzun en önemli unsurlarındandır.

            Yasada, taksirin bir türü olarak düzenlenmiş bulunan bilinçli taksir esas itibariyle olası kastın sınırlarını daraltıcı bir işlev görmektedir. Bu nedenle, olası kastın anlamı ve sınırları belirlenmeden, bilinçli taksirin kapsamının tayini mümkün değildir.

            Olası kast ve bilinçli taksir öngörme unsuru itibariye örtüşmesine rağmen, isteme unsuru bakımından ayrılmaktadır.

            Olası kastı bilinçli taksirden ayıran özellik, mümkün ya da muhtemel olarak öngörülen neticenin kabullenilmesi, failin öngördüğü tipik neticenin meydana gelmeyeceğine yönelik bir güveni olmadan hareket etmesidir. Başka bir anlatımla, fail öyle ya da böyle herhalde hareketi gerçekleştirirdim diyorsa olası kast, neticenin gerçekleşeceğini bilseydim hareketi gerçekleştirmezdim, diyorsa bilinçli taksir söz konusudur.

            Bir kişinin işlediği fiilin taksirli bir suç olduğunun kabul edilebilmesi için, kişinin kendisinden beklenen dikkati, özeni ve basireti göstermemiş olması gerekmekte olup, bu dikkat ve özen yükümlülüğünün kaynağını yazılı kurallar veya sosyal yaşamın getirdiği kurallar oluşturabilmektedir (Artuk, Gökcen & Yenidünya, 2015, s. 239; Koca & Üzülmez, 2016, s. 96).

            Bu bağlamda, dikkat ve özen yükümlülüğünün esasını oluşturan haller sınırlı sayıda olmamakla beraber, failin sorumluluğunun doğması bu yönde bir yazılı kuralın veya sosyal yaşam kuralının ihlâl edilmiş olmasına bağlıdır (Özbek, Kanbur, Doğan, Bacaksız & Tepe, 2014, s. 512).

            Objektif dikkat ve özen yükümlülüğünün tespitinde kullanılacak ölçütün objektif kriterlerle mi, yoksa sübjektif kriterlerle mi belirleneceği hususu önem arz etmekte olup; 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun, taksiri düzenleyen 22. maddesinde bu hususla ilgili olarak açık bir ifade bulunmasa da, kanun gerekçesinde bu ölçütün objektif bir ölçüt olması gerektiği açıkça belirtilmiş, doktrin ve yargı kararları da buna paralel olarak gelişmiştir. Objektif ölçütten kasıt ise, normal ölçüdeki makul ve tedbirli bir insanın, manevi ve normatif yönlere göre göstereceği dikkat ve özeni gösterip göstermediği değerlendirmesidir (Koca & Üzülmez, 2016, s. 198).

            Fiilin bilinçli taksirle mi olası kastla mı işlendiği tespit edilirken, her somut olay bakımından failin gerçekleşme ihtimalinin yüksek olduğunu bildiği neticeyi öngörüp öngörmediği, öngördüyse bunun meydana geleceğini kabullenerek hareketine devam edip etmediği incelenmelidir.

            Gerçekten de olası kastta fail, neticeyi ne istemekte ne de kesin olarak öngörmekte, sonucu umursamayarak olayları biraz da akışına bırakmaktadır. Zira fail için esas önemli olan asıl amaç olup, fail amacına ulaşmak için doğabilecek yan neticeleri göze almaktadır.

Örnekler Üzerinden Olası Kast – Bilinçli Taksir Ayrımı:

1- Şehirlerarası otobüs şoförlüğü yapan kişi, yolun buz tutabileceğini öngörmesine rağmen, zincir veya kış lastiği takmadan Ankara’dan İstanbul’a doğru yola çıkıp, trafik kazası ile ölüm veya yaralama neticesi ortaya çıkmıştır. Fail, fiilinin sebebiyet verebileceği neticeleri öngörmüş, ancak tecrübelerine dayanarak fiili işlemekten vazgeçmemiştir. Mesleği şoförlük olan fail, otobüsü kullanırken gerekli dikkat ve özeni göstermiş ancak yine de yolculardan bazıları zarar görmüştür. Bu durumda bilinçli taksirden söz edilebilir.

2- Şehirlerarası yolda seyreden bir otobüs şoförü, trafik lambasının kendisine kırmızı yanmasına rağmen, kavşaktan durmadan geçmek ister. Ancak trafik lambası yeşil yanan diğer yönden gelen bir otomobilin trafikte güven prensibine uygun olarak kavşaktan geçtiği sırada otobüs otomobile çarpar ve bir veya birkaç kişinin ölümüne sebebiyet verir. Trafik lambası kendisine kırmızı yanan sürücü trafik lambasının kendisine yeşil yandığı diğer yönden bir aracın gelmekte olduğunu görür. Fakat buna rağmen kavşaktan geçmeye karar verir. Bu durumda otobüs sürücüsünün meydana gelen ölüm neticesi açısından olası kastla hareket ettiğini kabul etmek gerekir.

3- Kalabalık içindeki bir kişi hedef alınarak ateşlenen silâhtan çıkan mermi, hedeflenen şahsa değil, yanındaki kişiye isabet ederse olası kastın varlığı kabul edilir. Ancak fail hedef aldığı kişiyi öldürmek için taramalı şekilde ateş ederse, hem hedef alınan kişiye karşı hem de hedef alınan kişinin yanındakilere karşı doğrudan kastla hareket etmiş olur.

Yargıtay Kararları Eşliğinde Olası Kast – Bilinçli Taksir Ayrımı:

1- Yargıtay Ceza Genel Kurulu 06.06.2017 Tarih 2017/1-108 E. – 2017/311 K.:

“…Sanık kavşağa yaklaşmadan önce kırmızı ışık yanmış, sanığın istikametindeki araçlar durmuş, sanık kırmızı ışık yanmasına rağmen kavşaktan geçebileceğini düşünmüş ancak katılanların bulunduğu aracın kavşağa girdiğini görmesi ile frene basmasına rağmen katılanların yaralanması ile sonuçlanan trafik kazasına neden olmuştur. Sanığın son anda frene basmış olması, bilinçli taksirin özünü oluşturan ve bilinçli taksiri, olası kasttan ayıran en önemli ilke olan, öngörülen ve gerçekleşen neticenin istenmemesi ve engelleme çabasını göstermektedir. Sanık neticeyi öngörmüş, ancak öngördüğü bu neticeyi istememiş, hatta neticenin meydana gelmemesi için çaba sarf etmiştir.

Somut olayda, ışıklı işaret cihazlarıyla donatılan kavşağa gelirken kendi yönündeki araçlara kırmızı ışık yandığını görmesine karşın boş olan kavşaktan geçmeye çalışan sanığın, neticeyi öngörmesinin gerekmesi nedeniyle, tam kusurlu olduğu ve bilinçli taksirle hareket ettiğinde kuşku bulunmamaktadır. Bu itibarla, sanığın eylemi “bilinçli taksirle birden fazla kişinin yaralanmasına neden olma” suçunu oluşturacağından, bu uyuşmazlık yönünden direnme gerekçesi isabetlidir.”

2- Yargıtay Ceza Genel Kurulu 23.09.2014 Tarih 2014/1-314 E. – 2014/389 K.:

“… olay yerine gelmeden önce doldurduğunu unuttuğunu söylediği av tüfeğini, maktulün ve tanığın av tüfeğinin dolu olabileceği uyarılarına aldırmadan maktulün bacağına doğrultup ateş eden sanığın, saçma tanelerinin maktulün hedef alınan bacağına isabet edebileceğini ve atış mesafesine göre ölümcül bir etki meydana getirebileceğini, olay yerinin sağlık kuruluşlarına uzaklığı gözetildiğinde, hastaneye ulaşmanın zaman alabileceğini ve dolayısıyla ölümün mümkün ve muhtemel olduğunu bilmesine rağmen, ateş etmek suretiyle, öngördüğü muhtemel neticeyi istememekle birlikte göze alıp kabullendiği ve sonucunda maktulün ölümüne neden olduğu olayda, eyleminin “olası kastla öldürme” suçunu oluşturacağı kabul edilmelidir.”

3- Yargıtay 12. Ceza Dairesi 16.05.2014 Tarih,  2013/21595 E. – 2014/12058 K.:

 “Polis memuru olarak görev yapan sanığın, son 5-6 yıldır depresyon hastası eşi ile eşinin babasının köyde bulunan evine gittikleri, sanığın silahını yanında dolu şarjörü ile birlikte odalardan birinde koltuğun üzerine bıraktığı, ev halkı balkonda ve bahçede bulunurken ölenin eve girip eşinin koltuk üzerinde bulunan silahına şarjörü takıp başına bir el ateş ederek öldüğü olayda; sanığın ölü muayenesi sırasında verdiği ifadesinde; eşinin depresyon hastası olduğunu, olay günü eşinin rahatsızlığı nedeniyle psikiyatri bölümünde muayene olduğunu, doktorunun yatış önerdiğini ancak eşinin kabul etmemesi üzerine eşinin babasının köyde bulunan evine gittiklerini, eşinin daha önce yine kendi silahı ile iki kez intihara teşebbüs ettiğini, bu nedenle silahı eşinden sakladığını ve mermileri cebinde taşıdığını, hastaneden geldikten sonra cebinde taşıdığı mermileri şarjöre yerleştirerek silahı ve şarjörünü ayrı vaziyette odalardan birindeki koltuğun üzerine koyduğunu, eşinin şarjörün silaha nasıl takıldığını bildiğini beyan ettiği dikkate alındığında; sanığın eşinin hastalığının aktif döneminde intihara teşebbüs edebileceğini öngörebileceği ve eşinin silah kullanmayı bildiği halde dolu şarjör ve silahı herkesin kolayca ulaşabileceği bir yere bırakarak bilinçli taksirle hareket ettiği anlaşılmakla; sanık hakkında bilinçli taksir hükümlerinin uygulanmasında isabetsizlik görülmemiş olup tebliğnamede bozma öneren görüşe iştirak edilmemiştir.”

Web sitemizde size en iyi deneyimi sunabilmemiz için çerezleri kullanıyoruz. Ayrıntılı bilgiye çerez politikasından ulaşabilirsiniz. Çerez politikası

Bu web sitesindeki çerez ayarları, size mümkün olan en iyi tarama deneyimini sunmak için "çerezlere izin ver" olarak ayarlanmıştır. Çerez ayarlarınızı değiştirmeden bu web sitesini kullanmaya devam ederseniz veya aşağıdaki "Kabul Et" i tıklarsanız, o zaman buna onay vermiş olursunuz.

kapat